Nazi Almanyası: Parlamenter Sistemden Tek Adam Rejimine

1.22K

Nazi-1934

2015 yılında Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, başkanlık sisteminin üniter devletlerde de olabileceğini dile getirdi. Hatta, buna örnek olarak da Nazi Almanyası’nı gösterdi. Madem sözü geçti, Nazi Almanyası’nın Başkanlık yolculuğuna bir göz atalım.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Alman ekonomisi çökmüş vaziyette, işsizlik had safhada, enflasyon şok edici rakamlara erişmiş, Mark’ın bir değeri kalmamış, sağ-sol çatışmaları artmış ve halk umutsuzluğa boğulmuş bir vaziyetteydi. İşte o sırada kuvvetli hitabıyla, ekonomiyi düzeltmeye, işsizliği bitirmeye ve tekrardan Almanya’yı kuvvetli bir devlet haline getirmeye yemin eden birisi çıktı : Adolf Hitler.

Kuvvetli hitabetiyle halkın sevgisini kazanmaya başlayan Hitler’in en önemli taktiklerinden birisi diğerleri üzerinden suçlayıcı konuşmalarıyla nefreti beslemesi ve böylece kendisini temiz bir vatansever olarak göstermesiydi. Hitler’e göre, Almanya’nın bu durumda olmasının sorumluları Yahudiler, solcular, komünistler, Kasım Suçluları olarak adlandırdığı Versay Anlaşması’nı imzalayan yetililer ve bu anlaşmayı imzalatan ülkelerdi. Bunlar Almanya’yı sırtından bıçaklamış vatan hainleriydi kendisine göre. Versay Anlaşması’nı imzalayan hükümeti de durmaksızın eleştirerek, cumhuriyetin meşruiyetini zedeleme çabası içerisindeydi.

Hitler, 1923 yılında darbe girişiminde bulunduğu için tutuklanmış ve 1 yıl hapiste yatmıştı; fakat, bu mağduriyeti kendi lehine çevirebilmeyi ve Alman halkı önünde yaptığı savunmasıyla kendisini kahramanlaştırmayı başarabilmişti. Kısacası, bu tutuklama bir bakıma halkın kendisini tanımasına imkan verdi ve yükselişine yardımcı oldu.

Hitler ve partisi 12 milletvekiliyle meclise girdi. 1930 yılında meclisteki koltuk sayısı 107’ye yükseldi. 1932’de ise 196 milletvekiline ulaştı. 1933’te Alman Ulusal Halk Partisi ile birlikte koalisyonda yer alarak Şansölye oldu (Başbakan’ın eşdeğeri gibi düşünebilirsiniz). Hitler, parlamenter sistemi desteklemediğini zaman zaman dile getiriyordu. Yetkileri kendi elinde toplayarak güçlü bir devlet oluşturmak istiyordu; fakat, parlamenter sistemi değiştirebilmek için anayasaya uygun bir yol gerekiyordu. Neyse ki olaylar öyle bir gelişti ki anayasal değişikliğin artık bir gereklilik olduğu ortaya çıktı :

1933’te, parlamento olarak kullanılan Reichstag’ta yangın çıktı. Hitler, yangının komünistler tarafından çıkarıldığını ileri sürdü ve bunu iktidara karşı bir nevi komplo ya da darbe benzeri bir saldırı olarak nitelendirdi. Hemen akabinde, ülkede düzeni ve güvenliği sağlayabilmek için günümüz anlayışıyla OHAL ilan edildi. Yine aynı yıl, kendisine denetimsiz yasama hakkı veren ve yürütmeyi pratikte sıfırlayan bir anayasa değişikliği yapmak istedi. Velhasıl, mecliste 2/3 çoğunluğu maalesef yoktu. Yardımına normalde Nazi’leri desteklemeyen Merkez Partisi koştu ve anayasa değiştirildi. Muhalefet susturuldu, hapse atıldı, yeni partilerin kurulumu yasaklandı. Hitler’i desteklemeyen neredeyse kim varsa terörist veya vatan haini ilan edildi. Hitler, yangını komünistlerin çıkardığına inandığı için komünist milletvekilleri ihraç edildi. Devlet kurumlarında çok büyük bir arınma yapıldı ve bu yerlere Naziler yerleştirildi. 1934’te yapılan seçimde Hitler %88 oy alarak hem başkan hem de şansölye yetkilerine sahip oldu. Tek adam rejimi gelmişti artık. Gemide artık tek bir kaptan vardı ve Almanya bir dünya gücü olma yolunda ilerleyecekti.

Ekonomi düzeldi, işsizlik ortadan kalktı. Almanya tekrardan güç kazanıyordu. Lakin, Hitler’in çok daha öte hırsları vardı. Adeta Avrupa’nın hakimi olmak istiyordu. Neredeyse tüm devletlerle ilişkiler kötüleşti. Hitler, herkese verip veriştiriyordu. Zaten, sürekli onları hedef olarak gösteriyordu ve halkın desteğini alıyordu. Adeta, halk arasında oluşturduğu nefret üzerinden destek güdüyordu. 2. Dünya Savaşı’nı başlattı ve 40 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı.

Gel görelim ki seçimli diktatörlükte ya da diğer adıyla tek adam rejiminde hayaller erken son buldu. Güçlü bir yürütme, yasama ve yargıyla gelen güçlü bir istikrara rağmen Almanya, Nazi ihtiraslarının kurbanı oldu ve saldırgan tavırlarının sonuçlarına tüm Almanya hatta diğer birçok ülke vatandaşları katlanmak zorunda kaldı. Hitler’in Almanya’sında yaşananlar Alman tarihine eşi benzeri olmayan bir pişmanlık ve utanç olarak damgalandı. Düşünün, öyle bir utanç ki, o dönem için Almanya değil Nazi Almanya’sı olarak hitap ediliyor.

Zaten başkanlık sisteminin en tehlikeli kısmı da budur : Güçler ayrılığı ilkesine uyulmadığında, ulusal çıkarları tek bir kişi belirler. Yine o tek bir kişinin ihtirasları ya da kişsel amaçları tüm ülke için sonuçlar doğurur. Yine o tek bir kişi kandırıldığında tüm ülke kandırılmış olur. Hele ki bu yetkiyi 15 yılda birçok kez kandırılan, hatta terör örgütü tarafından dahi kandırılan bir hükümet istiyorsa, birkaç kez düşünmekte fayda var (PKK, FETÖ).

Peki, tüm bunlardan sonra Hitler’e ne oldu? 1945’te Kızıl Ordu (Sovyetler) Berlin’e kadar ilerledi ve Almanya’nın savaşı kaybettiği resmen belli oldu. Hitler de intihar etti. En azından bu şekilde lanse edildi. Hitler’in İkinci Dünya Savaşı sonunda intihar etmediği ve Arjantin’e kaçtığı iddiası da söz konusu. Bu konuya  FBI da epey kafa yormuş olacak ki sitesinde yayınladığı 203 sayfadan oluşan belgeler mevcut.

FBI belgeleri için : https://vault.fbi.gov/adolf-hitler/adolf-hitler-part-01-of-04/view