Soğuk Savaş Sinyalleri

806

Rusya, Soğuk Savaş sonrası sessizliğini Ukrayna müdahalesiyle bozdu. Akabinde yaşadığı ekonomik yaptırımlardan ötürü Rublede yaklaşık %60’lık bir kayıp yaşasa da bu Rusya’ya geri adım attırmadı. Nitekim Rus halkı batı lobisi karşısında dolarlarını bozdurup ruble satın almış olsa ki Ruble kendisini yavaş yavaş toparlamaya başladı(!) Düşününce TL’de yaşanan devalüasyon abartıldığı kadar da değilmiş. Daha kötüleri de varmış.

Halep’in düşüşündeki payı ve Amerikan seçimlerine müdahalesiyle Rusya uluslararası arenaya tam anlamıyla giriş yaptı. ABD, zırhlı araçlarını olası bir Rus tehdidine karşı Avrupa’ya getirme kararı aldı. Trump, twitter üzerinden attığı bir tweet ile diğer ülkeleri caydıracak düzeye gelene kadar nükleer silahlanmayı hızlandırma ışıkları yaktı. Diğer yandan ise Putin tüm savunma sistemlerin geçebilecek nükleer füze inşa edilmesini istedi. Öte taraftan, Trump, ekonomik çıkarımız olmadığı sürece Çin’in bütünlüğünü neden savunmak zorunda olalım ki dedi, Pekin ise Amerika’ya karşı saldırgan grupları desteklemekle tehdit etti. Sonrasında ise Pekin, Çin sularında bulunan bir Amerikan keşif denizaltısına el koyarak gözdağı verdi. Washington’un büyük uğraşları sonucunda denizaltı serbest bırakıldı.

Suriye, zaten Rusya-Çin bloğu ve Amerikan bloğu arasında gerginliğe yol açmıştı. Bir de bunun üzerine Kremlin’in Amerikan seçimlerine müdahalesi söz konusu olunca ortam iyice gerildi. Beyaz Saray’da son günlerini geçiren Başkan Obama, bu müdahalenin misillemesi olacağını dile getirdi. Birkaç gün sonra ise Soğuk Savaş sonrasından beri kullanılmayan kırmızı hat aracılığıyla Putin ile görüştü ve söylenenlere göre bu müdahalenin askeri bir sonucu olabileceğini dile getirerek Putin’i medeni bir şekilde uyardı. Putin ise Kremlin’in seçimlere müdahalesini resmi olarak kanıtlamadıkları sürece bu ithamların spekülasyondan ibaret olduğunu söylüyor.

Bir diğer kulvarda ise Avrupa Briliği’nin kendi ordusunu kurma hazırlıkları içerisinde olduğuna dair söylentiler artmaya başladı. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

Başka bir yandan Türkiye’de de gerginlikler zaten durmak bilmiyor. Geçtiğimiz yılda, dönemin başbakanı Davutoğlu’nun henüz atanmış başbakan sıfatından seçilmiş başbakan sıfatına geçeli birkaç hafta olmuştu ki Türkiye, hava sahasını işgal eden Rus jetini düşürdü. Davutoğlu, emri kendisi verdiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise yine olsa yine düşürürüz dedikten ve hep beraber bu güç gösterisini alkışladıktan birkaç ay sonra ortaya çıktı ki aslında Rus jetini düşüren pilot kendisi düşürme kararı almış. Zaten FETÖ üyesiymiş(!) Hatta Türkiye’nin kıymetli anayasa hukukçusu Burhan Kuzu, Davutoğlu’na twitter üzerinden çıkışmayı unutmadı: Sen niye düşürmediğin uçağı düşürdüm diyorsun?! Velhasıl, bu talihsiz olaydan sonra Türk-Rus ilişkileri epey kötüleşmişti. Neyse ki, Türkiye sonunda Rusya’nın fevri tepkilerini alttan almaya karar verip ilişkileri toparladı ve Türkiye’den yola çıkan mandalina ve portakallarımız Rusya sınırında çürümeye mahkum edilmekten kurtuldu.

Suriye’de yaşananlardan dolayı Batı ve Türk medyası el ele verip Rusya’yı sivilleri katleden bir konumda gösterip tüm dünyaya afişe etti. Suriye’de yaşanan bu olaylar için iktidar partisi tarafından ve özellikle de medya tarafından desteklenen Rus protestosu ilk önce Rusya Büyükelçiliği önünde protestolara sebep oldu. Protesto bir türlü durmak bilmedi ve öteki gün Rusya’nın Türkiye’deki büyükelçisi suikaste kurban gitti. Hem de cihatçı bir Türk polisi tarafından. Suikast esnasında ise Halep’i unutmayın diye bağırıyordu. Anlaşılan o ki, katil zanlısı da Rusya’nın Suriye’deki müslüman kardeşlerinin üzerindeki zulm politikasını protesto ediyordu. Ankara, polisin FETÖ üyesi olduğunu anında bildirdi. Bunu ilk bildiren tabii ki olay yerine koşarak giden Gökçek oldu. Daha polis operasyonu bitirmemişti ki Gökçek bunun arkasında FETÖ’nün olduğunu bildirdi. Öğrendik ki FETÖ üyeleri aynı zamanda da cihatçılarmış. Zaten görünen köy kılavuz istemezdi. Türkiye Çin’le milli para üzerinden ticaret yapma kararı aldığından beri bekleniyordu Batının Türkiye üzerinde yeni bir oyun oynayacağı. Belli ki Kremlin, Türk polisinin yürüteceği araştırmaya güvenmiyordu ki hemen bir Rus komisyonu gönderdi suikastı araştırmak için Türkiye’ye. Ankara ise boynu bükük bir şekilde egemenliğinden böyle bir fedakarlıkta bulunmayı kabul etmek zorunda kaldı. Yetmiyormuş gibi bir de öteki gün Rusya, Türkiye ve İran arasında imzalanan Moskova Deklerasyonu’na imzasını atarak 5 yıl evvel kardeşlikten reddettiği Esad’ı tekrardan kardeşliğe kabul etmek zorunda kaldı. Zorunda kaldı diyorum çünkü belli ki hükümet bu anlaşmaya imza atmış olmaktan oldukça rahatsız. Dışişleri bakanı demokratik ve seküler Esad rejimini desteklerken iktidar partisi milletvekilleri Esad rejimine karşı direnmeye devam etmeliyiz diyorlar. Hükümette bir çift başlılığa sebep oldu anlayacağınız bu son durum.

Türkiye, Rusya bloğunda mı yer alıyor yoksa Amerikan bloğunda mı belli değil. Belki de Türkün Türkten başka dostu yoktur diye mi düşünüyorlar? Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Suriye bölgesinin yeniden yapılandırıldığına ikna olmuş durumda. Fırat Kalkanı Operasyonu’nu ikinci bir Kurtuluş Savaşı olarak görüyor olsa gerek ki durursak Sevr’e döneriz ifadesini kullanıyor. Bu da bir nebze kafa karıştırıcı aslında. Erdoğan, Sevr’e muhtaç kalırız derken aslında istemeden de olsa Mustafa Kemal Atatürk’ün Lozan başarısını mı kabul etmiş oluyor?

Tüm bu olanlar Soğuk Savaş’ın ikinci devresini işaret ediyor. Umarız Soğuk Savaş olmakla kalır. Sağlıcakla kalın.